Filmler

Sevmek Zamanı

“-Herhalde bana ait bir şeyi öğrenmek hakkımdır.
-Hayır, sana ait mesele değil bu. Resiminle benim aramdaki bir durum seni ilgilendirmez. Ben senin resimine aşığım.
-İyi ama aşık olduğun resim benim resmim. İşte bende buradayım, söyleyeceklerini dinlemeye geldim.
-Resmin sen değilsin ki. Resmin benim dünyama ait bir şey. Ben seni değil resmini tanıyorum. Belki sen benim bütün güzel düşüncelerimi yıkarsın.
-Bu davranışların bir korkudan ileri geliyor.
-Evet bir korkudan ileri geliyor. Bu korku, sevdiğim şeye ebediyen sahip olabilmek için çekilen bir korku. Ben senin resmine değil de sana aşık olsaydım o zaman ne olacaktı ? Belki bir kere bile bakmayacaktın yüzüme. Belki de alay edecektin sevgime. Halbuki resmin bana dostça bakıyor, iyilikle bakıyor ve ebediyen bakacak.”

Aşk gerçek mi, yoksa ideal mi? Bu soruyla başladı film benim için ve film boyunca sürekli sorgulamalarla devam etti. Filmin başrollerinden Halil, diğer başrol Meral’in portresine aşık olur. Arzu nesnesi olan bu portre, Halil için tam olarak kusursuzdur çünkü içini Halil, kendi güzel duygularıyla doldurur. Halil, boyacılık yaptığı evde gördüğü resme bir yıldır aşıktır ve her gün gidip onu izler. Bir gün yine resme bakarken Meral’e yakalanır.
Halil, bir resme aşık olmuştur çünkü aşkın kusurlu, eksik, ızdıraplı ve sonu olduğunu bilmektedir. Halbuki bir resme aşık olmak öyle mi? Tabii ki hayır. İdealler dünyasından çıkmamak demek, bir resme aşık olmak demektir. Hayallerinin ve umutlarının hiçbir zaman yıkılmaması. Ama aşk öyle mi? İçinde çokça kırgınlık, üzüntü ve acı barındırır. Ve bir sonu vardır. Halil, bunun farkında olarak bir kaçınma davranışında bulunur. Gerçek aşkı yaşamaktansa, idealler dünyasında yaşamayı tercih eder. Bir resim ona ne verebilirse, üzülmemek ve kırılmamak adına onunla yetinir. Sadece karşısına geçip Meral’in portresini izler.
Bu kaçınma davranışı Halil’i korur, ancak aynı zamanda Halil’i edilgen kılar. Halil geçen süre zarfında sadece Meral’i izlerken, onun sevgisinden, ilgisinden ve bakımından mahrum kalır. Halbuki ilişkiye başlasalar, bir gün aşkları sona erse de, belki de hayatında geçirdiği en güzel günleri yaşayacaktır. Midesinde kelebekler uçuşacak, onlarca çalışmanın gösterdiği gibi vücudunda farklı kimyasallar salgılanacak ve aşkıyla bütün dünyayı karşısına alabilecek. Bütün zorluklar kolay gelecek, “olmaz” denenler olacak. Dünyasına bir anlam gelecek ve bu anlam, bütün anlamlardan büyük olacak: aşk. Yer çekiminin olmadığı bir dünyaya ayak basacak.
Halil, bu dünyaya ayak basmıyor çünkü bir gün biter diye, çünkü bir gün üzülürüm diye, çünkü bir gün yerçekimsiz ortam midemi bulandırır diye. Peki, Halil bu dünyaya ayak bassa da basmasa, bu duygular zaten yaşanmayacak mı? Halil, kendini güvenli alanda tutarak iyi mi yapıyor yoksa elinden kayıp giden zamana karşı başka bir savunma geliştirebilir mi?
Film, çekildiği dönemde gerek konusu gerekse konuyu ele alış biçimiyle dağıtımcı bulamadığı için gösterime girememiştir. Klasik bir Yeşilçam filmi olmasından ne kadar uzak olduğu, sanırım daha anlaşılır olmuştur. Ayrıca Sevmek Zamanı, 2015’te Sinema Yazarları Derneği tarafından “Türk sinemasının en iyi üçüncü filmi” seçilmiştir.
Eğer siz de benim gibi siyah-beyaz filmlerle yıldızınız barışmadıysa, barışmak için filmi açıp yağmur sesine kendinizi bırakmanızı tavsiye ederim. Son zamanlarda beni en çok düşündüren ve seyir zevki olarak mest eden bir film.
İyi seyirler 🎥 🎥🎥